Saray’daki hesap kampüste tutmaz – Eda Güven*

Üniversitedeki hegemonya krizini yönetmek için tek yolu üniversitenin yönetsel mekanizmalarını ele geçirmekte bulan Erdoğan rektörleri “akademik” açılış için Saray’ına topladı, kendisini alkışlattı. Ancak çabası beyhude. “Üniversite Saray’a sığmaz” diyen üniversiteliler 6 Kasım’da üniversitenin gerçek sahiplerinin kim olduğunu gösterecek, demokratik üniversite mücadelesinin yeni dönem “açılışı” 4 Kasım’da ODTÜ’de…

 

Üniversiteler hareketleniyor. 15 Temmuz darbe girişimi ve hemen ardından ilan edilen OHAL’le iktidar uzun süredir sokağı ve siyaseti kendi ekseninde rehin tutmayı beceriyordu. Erdoğan ve AKP için “Güllük gülistanlık memleketin tarifi nedir?” diye sorsak, ne Cemaat’ten dem vurur ne ordudan; ne anlaşamadığı patrondan dem vurur ne uluslararası yalnızlıktan. Tek ve kesin tarif sokakta devrimcilerin olmamasıdır. Çünkü rejimi en gerici, en faşist, en işbirlikçi ve en yağmacı biçimde yeniden örgütlemesinin önündeki engel ne ABD’dir ne cemaat ne Rusya. Yeni anayasa ve başkanlık sevdasının önünde ne meclis durabilir ne AB’den gelen uyarılar ne de eski dost/yeni düşmanlar. Çok iyi biliyor ki; tökezleyeceği tek barikat halkın kurduğu barikattır, yıkılacağı tek yer sokaktır.

Ve kampüsler her zaman sokaklara akmıştır.

Üniversiteler kaynayan kazan misali, neresine dokunulsa el yakıyor. Tüm bu sıkışıklığın arasında bir de üniversite muhalefetiyle uğraşmamak ve gençlik hareketiyle karşı karşıya gelmemek için tüm önlemler alınmış vaziyette. Üniversiteler OHAL’e uygun biçimde yasaklar ve saldırılarla kuşatılmaya çalışılıyor.

672 sayılı KHK ile barış akademisyenlerinin işten atılma haberleriyle beraber açılan üniversitelerde OHAL valisi gibi hareket eden rektörler, üniversitenin gündelik işlerini bile yönetmekten aciz halde, “reis”in sinirini bozmamak için hazır ol pozisyonunda duruyor.

Erdoğan, başkanlık için, YÖK ise üniversitenin Saray’a biat ettiğini ispatlamak için kolları sıvamış durumda.

İşte 18 Ekim’de Erdoğan’ın emir ile Saray’da YÖK organizasyonunda yapılan “akademik” açılış. Plana gore artık üniversiteler Saray’da açılacak, Saray talimatıyla yönetilecek, Saray atamalarıyla kadrolar doldurulacak ve Saray’ın “ilmi, irfanı” öğrencilere nakledilecek.

YÖK’ün yeni “misyonu” mu? Yekta Saraç’ın önerisi şu: En üstte Yükseköğretim Planlama ve Yönlendirme Kurulu ve buna bağlı Yükseköğretim Kurulu ve Yükseköğretim Kalite Kurulu olacak. Saray tarafından atanan yandaş rektörler ise Saray’ın yollarını aşındıran -muhtarlardan/yargı mensuplarından hatırlıyoruz bu tabloyu- üniversite komiserleri haline dönüşecek. Yani akademik görevler ve rollerden ziyade, Erdoğan’ın tanımladığı “siyasi görevler” yerine getirilecek. Akademisyen değil, Saray’ın bürokratı olunacak.

Ancak tam da bu noktada bir problemin varlığı kendini hissettiriyor.

ankara

Üniversite Saray’a sığar mı?

Erdoğan’ın üniversiteleri yönetecek, üniversiteleri yeniden kuracak, bir sorun olmaktan çıkaracak gerçek bir fikri/stratejisi olsa, yani en azından üniversite bileşenlerinin bir kısmını ikna edebilecek bir yükseköğretim stratejisi oluşturabilse ya da kısaca yeni rejimin üniversitelerine düşen misyonun adı konabilse, rektörlere baş eğdirmek için bu kadar çaba harcar mıydı? Zaten kendi atadığı rektörleri yeniden yanında toplayıp, “güç bende” mesajı vermesinin altındaki asıl gerekçe, üniversiteyi yani bu düzenin yeniden üretiminde “ideolojik aygıt” olarak işlev gören üniversiteyi yeniden örgütleyecek bir fikri, hakimiyet değil hegemonya kurabilecek bir gücü olmaması olabilir mi?

Üniversiteyi yeniden inşa ederken bile devlet şiddetini kullanmasının gerekçesi, üniversitenin krizinin ta kendisi değil de nedir? Örneğin AKP’nin liberal sosa bulandığı dönemlerdeki piyasalaşma atağı hemen hemen tüm rektörler tarafından kabul görmüş ve kendi atamadığı rektörler de dahil olmak üzere topyekün bir uygulamaya dönüşmüştü. Bu fikre, yani üniversitenin piyasacı misyonuna ikna olan rektörleri ikna etmek için devlet şiddeti kullanmadı ya da “ön ilikletme” seremonilerine gerek yoktu.

İktidarın üniversitede yaşadığı hegemonya krizini aşacak bir formülü yok, bu hegemonya krizinin derinleşen bir hakimiyet krizine dönüşmemesi için üniversitenin yönetsel mekanizmalarını tam olarak ele geçirmek, üniversite rektörlerine kendisini ayakta alkışlatmak zorunda.

Üniversite bileşenlerinin çıkıp “dur” dememesi halinde, gemi yürüyecekmiş gibi görünebilir. Ancak Erdoğan’ın kişisel tecrübesiyle de sabittir ki; Saray’daki hesap kampüste tutmaz. Üniversitelerde yasaklar ve yoğun saldırılar ile yönetilebilecek tek şey, polisin giriş çıkış saatleridir. Çünkü üniversite o Saray’da toplanan rektörlerden ibaret değildir.

Üniversiteyi yönetme kapasiteniz sadece şiddet araçlarının kullanımına ilişkin potansiyelinize dayandıysa, ortada üniversite üzerinde hegemonya kurabilecek bir ideoloji yoksa, hele bir de karşınızda demokratik üniversite hareketi var ise işiniz zordur.

Barış akademisyenlerinin atılması, 15 bin ÖYP’linin işsiz kalma ihtimali, üniversite bileşenleri üzerindeki baskı, üniversiteleri sermayenin ihtiyaçlarına göre yapılandırma, gerici kadrolaşma, üniversite mekanının ve yaşamının dinselleştirilmesi, bilimin itibarsızlaştırılması ve öğrencilerin tüm hareket kanallarını kapatmaya çalışması tüm bunların yarattığı sorunlar da “idari baskı” ile kolayca yönetilemez. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde şiir okumayı yasaklamak, Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde gazete okumayı yasaklamak, Kocaeli Üniversitesi’nde muhalif öğrencileri gözaltına alarak AKP’lilere eylem yaptırıp ardından muhalif öğrencilerin eylem yapmasını yasaklamakla da üniversiteyi dikensiz gül bahçesi haline getiremezsiniz.

Üniversitenin kriz içinde olduğu doğrudur, krizi devrimci bir çıkış zeminine dönüştürecek olan ise demokratik üniversite mücadelesidir. Demokratik üniversite mücadelesi, demokratik bir ülke mücadelesinden ayrı tutulmadan ve faşizme karşı mücadelenin görevleri çerçevesinde yürütülmelidir. AKP’nin yarattığı katliam, talan, dinsel gericilik düzenine karşı mücadele demokratik üniversite mücadelesinin gündemleridir. Kamusal, laik ve demokratik bir üniversitenin inşası için, demokratik üniversite mücadelesinin taleplerinin en güçlü şekilde örgütlenmesi gerekiyor.

Saray’da rektörleri toplayıp poz vermekle üniversiteyi yönetebileceğini zanneden diktatöre karşı üniversitenin gerçek güçlerinin, bileşenlerinin ortaya çıkıp üniversite fikrini ve demokratik üniversite kavgasını örgütlemesinin tam zamanıdır.

Gençlik hareketi 6 Kasım’a giderken, üniversitenin krizine demokratik üniversite mücadelesinin taleplerini örgütleyerek müdahale ediyor. “Üniversite Saray’a sığmaz” diyen üniversiteliler, kampüsleri ve sokakları şenlendirmeye hazırlanıyor. Saray’daki “açılışı” bir yana kaydedin ve demokratik üniversite mücadelesinin yeni döneminin “açılışına” gözlerinizi çevirin, 4 Kasım’da ODTÜ’de üniversitenin gerçek sahipleri sözlerini söyleyecek, mücadele programını açıklayacak…

“Üniversite biat etmez” diyenlerin demokratik üniversite buluşması çok yakında…

*Kolektif Yürütme Kurulu Üyesi

 

Çok okunanlar

No Picture
Haberler

KTÜ Öğrencileri ulaşım zammını geri çektirdi

Trabzon’da 6 Mart’ta dolmuş ücretlerine yapılan %20’lik zam şehir halkının ve KTÜ öğrencilerinin yoğun tepkisiyle karşılaştı. Zamların uygulamaya koyulduğu günden itibaren 3 günlük süre içinde 1500 imza toplayan üniversiteliler, bu [Devamı]